Prens, Hükümdar ya da Makyavelcilik Uğruna Ne Derseniz

Makyavelizm

Siyasi konjonktürde kendine sıkça yer edinen bir tabir Makyavelcilik yahut Makyevelizm. Kısaca amacına ulaşmak için ahlaka aykırı da olsa her türlü aracı hoş görmek anlamına geliyor. Ahlaksızlık, etik dışılık, yanlışlık gibi anlamlar kazanmış. Politikadaki anlamının yanı sıra psikolojide manipülatiflik, ahlaka kayıtsızlıklık, empati eksikliği ve hesaplı bir şekilde kendi çıkarlarına odaklanma özellikleri gösteren bir kişilik özelliği. Kısaca hangi alandan baksak elde kalan "aşağılık" bir şeydir. Kökenini İtalyan yazar ve düşünür Machiavelli'den, özellikle de Prens (Hükümdar) adlı kitabından alır. 

Hükümdar kitabında Machiavelli aslında devlet yönetimiyle ilgili düşüncelerini açıklamıştır. Devlet yöneticisi olacak kişinin kişisel duygulara kapılmadan devlet yönetmesi gerektiğini anlatmıştır. Daha fazla insanın yararına olacaksa gerektiğinde bir insanın devletçe öldürülmesini desteklemiştir. "Hedefe giden yolda her şey mübahtır" düşüncesi de Makyavelizmin bir uzantısıdır. 

Niccolò Machiavelli

Machiavelli'nin ele aldığı konular o kadar tartışmalıdır ki Prens kitabı her siyasetçinin okuduğu ama okuduğunu itiraf edemediği kitap olarak geçer çünkü her siyasetçi başarılı olmak için Prens'ten faydalanmalıdır ama Makyavelizm o kadar ahlaksızdır ki siyasetçiler bu ahlaksızlıkla anılmak istemezler. Ben siyasetçi olur muyum bilmem ama kitabı yine de okudum ve gerçekte kitap ne anlatmak istiyor, bahsedildiği kadar ahlaksız mı ve okunmaya değer mi sizlerle paylaşmak istedim. 

Prens (Hükümdar)

Yazarın kitabı yazma amacı, karışık olan İtalya siyasetinde ülkenin düzgün işleyebilmesi için lazım gördüğü hükümdar özelliklerini anlatmaktır. On beş yılını siyasette geçirmiş yazar, politik anlamda bilgi sahibidir ve bu bilgilerine dayanarak yorum yapma hakkını kendinde bulur. Ona göre ekselanslarına sunabileceği tek değerli şeyi yaşanmışlıklarıdır ve o da bunu bu kitap aracılığıyla sunar. Kitap boyunca dönemin siyasetinde söz sahibi olan Medici ailesine ulaşılmaya çalışılır. Esas amaç İtalya'nın düzgün yönetilmesini sağlamaktır. 

Ortaçağda her şey karanlıktır, tarih bile Tanrı iradesine bağlıdır ama Machiavelli bu görüşe katılmaz; ona göre insanoğlu her çağda aktif vardır ve siyasete, doğal olarak da tarihe yön verir. Tarihin düzgün şekillenebilmesi için de yön verenlerin uygun ve elverişli özelliklere sahip olması gerekir. Prens, bu yön verene nasihatler veren bir eserdir, yol gösterir. 

İnsanın temel özelliği değişmezliğidir, insan her çağda aynıdır. Prens'in de bunca asra rağmen halen daha günümüzde önem taşıyan bir eser olması insanın bu özelliğinin getirisidir. Yıllardır bir hükümdarda -ya da liderde- olması gereken özellikler aynıdır. Bu yüzden günümüzde de herkes bu eseri okuyup feyzalabilir. 

Günümüz eserlerinden farklı olarak Prens monarşiyi savunur. Bu görüş Machiavelli'nin döneminde kabul edilebilir bir düşünce olsa da çağının ilerisindeki Machiavelli'nin esas dileği cumhuriyettir. Ama hayaller kursa da bir realist olarak çağın şartlarında İtalya'da bir cumhuriyetin kurulamayacağının farkındadır ve o dönem için kurtarıcı olarak gelecek hükümdarın monarşik olması gerektiğini savunur. Eldeki tek seçenek budur. 

Bir yandan da Machiavelli aslında kendisi ile özleştirilen düşüncelere karşı bizleri uyaran bir yazardır. Ona atfedilen acımasızlığı ve ahlaksızlığı savunmaz, tersine bunlardan kaçınma yolları arar ve idealindeki hükümdarı bu özelliklerden uzaklaştırır. Olumsuz temaları ele aldığı için bu olumsuz temaları onun adıyla anmak kendisine haksızlıktır. Yine de adlandırmayı yapanlara hak verir bir şekilde, Machiavelli de son çare olarak bazen "kötülük" olarak adlandırabileceğimiz davranışlara başvurmanın gerekliliğinden bahseder. Onun için mutlak iyi devlet lehine olandır ve kişilerden gayridir. 

Machiavelli'nin dönem için, hatta günümüz için dahi ilginç sayılabilecek düşünceleri vardır. Bunlardan en ilgimi çeken bir şeyleri algılama biçimi oldu. Ona göre kişi içinde bulunduğu konumu tanıyamaz, doğru değerlendiremez. Aynısı hükümdar için de geçerlidir. Hükümdarın doğasını yalnızca halk bilebilir. Bu yüzden hükümdar olmak isteyen kişi kendini halkın gözünden görebilmelidir. Aynısı tersten de geçerlidir. Halk kendini doğru göremez, halkı doğru görebilecek tek kişi hükümdardır. 

Cezalandırma konusunda yazarın gerçekten sert olduğunu kabul etmek gerek. Özellikle günümüz standartlarında kabul edilemeyecek cezalandırma biçimlerini kitap boyunca önerirken görebiliyoruz. Ama yine de çağına göre vahşilikten ve acımasızlıktan uzak olduğu da bir gerçek. Ona göre dozaj ve yerindelik çok önemli. Ceza konusunda düşüncelerinde de bu karşımıza çıkıyor. İlk olarak insanları kesinlikle cezalandırmalısınız tarzı bir düşüncesi yok. Methiyeler ve olumlu tavırlar da lügatında var. Lakin ceza gerektiren bir durum olduğunda daha sert bir tutum alıyor. Hafifçe cezalandırılan kişinin sonrasında gelip intikam alacağını ama ağır ceza karşısında kişinin başkaldıracak gücü kalmayacağını savunuyor. Devletin bekası hükümdarın bekasından geçtiğinden ve hükümdar ardında intikam peşinde koşan adamlarla sürekli olarak uğraşamayacağından başkaldıramayacak ağırlıkta cezayı savunuyor. 

Hükümdarın takdiri dışındaki güçleri de tanıyor. Kadere kitapta sıkça yer verilmiş ve kişinin kaderiyle nasıl başa çıkmaya çalışması gerektiği konusunda önerilerde bulunmuş. Fetih sonrası toprakların elde tutulması konusunda da aynı bakış açısını koruyor. İşgal edilen topraklardaki siyasal yapıların farklılıklarının, toprağın zaptının süresini ve kalıcılığını etkilediğini vurguluyor. Kişisel erdemden yani hükümdarın şahsından uzaklaşarak kontrol edilemeyen faktörleri tespit ediyor. Aynı şekilde yetenek sahibi kişilerin de sadece karşılarına yeteneklerini keşfetmelerini ve kullanmalarını sağlayacak fırsatlar çıktığı takdirde bu yeteneklerden haberdar olacağını yoksa bu yeteneklerin hiç keşfedilemeden kaybolup gideceğini söylüyor. Bu yüzden kişi ilk olarak kaderiyle uyum içinde olmalıdır ki hayatın ona getirdikleri hep yüzünü güldürsün. 

Halkları elde tutmanın zorluğundan da bahsediliyor. Ona göre halkların doğası değişkendir. Halkları ikna etmek her ne kadar kolay olsa da değişiklik meylinden dolayı halkların ikna edildiği fikre bağlanmasını sağlamak zordur. Bu nedenle halklar zaman içinde inandıkları fikirden uzaklaşırlar, bu doğal süreçtir. Halklar uzaklaştıklarında zor kullanıp geri dönecekleri düzenekler kurmak gerekir ki halklar istenen çerçevede tutulabilsin. 

Şiddet uygulanmasına karşı çıkmadığı gibi şiddetin sadistçe uygulanmasına karşıdır. Ona göre şiddet bir hizaya getirme aracıdır ve fazlası olmamalıdır, ders vermelidir ama can yakmamalıdır. Halka şiddet uygulanırken tüm gücüyle bir kerede uygulanmalıdır ki halkın canı yanmasın. İyilik mevzusuna gelince durum tersidir. Halkın, yapılan iyiliğin tadına varabilmesi için iyilik yavaş yavaş, kademe kademe yapılmalıdır.

Hükümdarın tebaası halkı ve seçkinleri bir arada bulundurur. Bu iki kesimin çıkarları birbirleriyle uyumsuzluk içindedir. Seçkinler halkı ezmek ve baskıya uğratmak isterken halk da ezilmek ve buyruk altına alınmak istemez. İyi bir hükümdar bu iki kesim arasında dengeyi bulmalı, bir tarafın yükselmesini ve despotlaşmasını engelleyebilmelidir.

Bu nedenle bir hükümdarın, ayakta kalabilmek için iyi olmamayı ve iyiliği yerine göre kullanmayı öğrenmesi gerekir. 

Halkın hükümdara karşı hissedebileceği iki duygu vardır: Korku ve sevgi. Machiavelli'ye göre sevgi bağı endişe verici ve güvensiz bir bağdır. İnsanlar doğaları gereği çıkarları söz konusu olunca sevgi bağını koparıp atabilirler. Aksine, korku bağı insana akıldan çıkmayan bir ceza ve cezalandırılma kaygısı verir bu da bağın koparılmasını engeller. Bu yüzden halkların sevilen bir hükümdara korkulan bir hükümdardan daha fazla zarar vereceklerini savunur. Aynı zamanda sevilme duygusu kişinin kontrolü dışıdır, başkalarına bağlıdır. Ama korku duygusu yaratma gücü kişinin elindedir. Bir hükümdarın kendi elindekine güvenmesi daha yeğdir.

Söz tutma konusunda da ahlaki olmayacak düşünceleri vardır. Ona göre kişi sözünün arkasında durmak zorunda değildir. Bunun sebebi karşı tarafın da sözünü tutmayacak olmasıdır. İnsanlar iyi yaradılışlı olsaydı buna gerek kalmayacak olsa da insanlar fıtraten kötüdürler o yüzden bu kayda alınması gereken bir tavsiyedir. 

İyi bir hükümdarın dalkavukluklardan ve dalkavukluktan uzak durması gerekir. Dalkavukluğun yapılış sebebi kişiye gerçekleri duyurmamaktır bu yüzden kaçınmanın tek yolu da gerçeği duymaktan rahatsız olunmayacağının duyurulmasıdır. Ama bunda da bir denge sağlanmalıdır aksi takdirde her önüne gelen gerçeği söylemeye kalkar ki bu da kişinin saygınlığını yitirtir. 

İstişare hükümdarın hayatında önemli yer tutar. Ama bu görüş alışverişinin sadece alışverişle sınırlandırıldığından emin olunmalıdır. Aksi takdirde hükümdar değil danışmanları karar veriyor olur. Ayrıca her önüne gelen istediği vakit görüş belirtemez, ona görüş verilmemeli, o görüş almalıdır. Sormadan olur olmaz akıl vermeye kalkanların önü kesilmelidir.

Çünkü insanlar, eğer iyi olmalarını gerektiren bir zorunluluk yoksa, kötü insanlar olarak karşımıza çıkarlar.

Daha önce de bahsettiğim gibi yazgı, karşısında durulamayacak bir güçtür, kimse onun kudretine dayanamaz. Ama yazgı her yerde kendini göstermez. Onun kendini göstermesini engelleyen şey erdemdir. Bu yüzden bir hükümdar erdemli olmalıdır ki istenmeyen kötü yazgı onu boyunduruğu altına almasın. 

Toparlamak gerekirse Hükümdar kitabı günümüz etik anlayışıyla çelişen bazı noktalar barındırsa da esas olarak geçerliliğini halen sürdüren noktalara parmak basan bir eser. Aradan geçen asırlara meydan okumasının bir sebebi var. Üzerine Makyevelizm gibi iddialı düşünce akımları çıkaracak potansiyeli gerçekten barındırsa da medyada bulunma şekli gerçekten çarpıtılmış biçimde. Yine de okunmasında fayda olduğunu düşünüyorum. Zaten ince bir kitap olmasından mütevellit tek günde bile bitirilebilir. Ardından da "bak kardeşim ben o işin aslını biliyorum" deme keyfini getirir.







Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Edebiyatımızdaki İlk Batılı Öykü Küçük Şeyler

Doğmamış Çocuğa Mektup Kitap İncelemesi

Danimarkalı Kız Film İncelemesi

Kan Donduran Bir Katil: Koku Kitap İncelemesi