Dokuzuncu Hariciye Koğuşu Kitap Yorumu

Istıraptan korkmamanın tek ilâcı ıstıraptır. Bu ateşi o ateş söndürür.

Peyami Safa

Server Bedi adı ile de çokça roman yayımlamış 1899 doğumlu Peyami Safa, Cumhuriyet Dönemi Türk Edebiyatının önde gelen isimlerindendir. Fransız yazar Maurice Leblanc'ın Arsen Lüpen karakterinden esinle yarattığı Cingöz Recai tiplemesi çok tuttu. Dokuzuncu Hariciye Koğuşu, Yalnızız ve Noraliya'nın Koltuğu gibi psikolojik türde eserleri ile döneminde önem kazandı. Ağabeyi İlhami Safa'yla Yirminci Asır adlı bir akşam gazetesi çıkardı, bu gazetede ilk hikâyelerini imzasız yayınladı. Hayatı boyunca başka gazetelerde ve dergilerde de rol aldı. İlk edebi ürünlerini Vefa Lisesi'ndeki öğrenimi sırasında verdi. Kısa bir süre de öğretmenlik yaptı. Yazın hayatı ölümüne kadar sürdü. Fatih - Harbiye ve Dokuzuncu Hariciye Koğuşu, MEB 100 Temel Eser listesinde ortaöğretim öğrencilerine tavsiye edilen kitaplar arasında yerini aldı. 1961 yılında hayata gözlerini yumdu.

Dokuzuncu Hariciye Koğuşu

Küçük yaşlardayken babasını kaybettiğinden annesi ve ağabeyi ile zor şartlar altında yaşamış olan, sağ kolunda kemik veremi hastalığı baş göstermiş Peyami Safa'nın o yıllardaki psikolojisini işlediği bir otobiyografik romandır Dokuzuncu Hariciye Koğuşu. Kitap bilinçli olarak romancının gözlemini değil de kahramanın gözlemini esas alan ilk Türk romanı olma özelliğini taşır. Anlatıcının 1915 yılındaki başından geçen olayları anlattığı bir anı defteri şeklinde yazılmıştır.

Hastahane hayatı dışarıdan yalnız bir koku ile ayrılıyor. Bu koku hastahanenin ruhudur.

Konusu

İsmini öğrenme şerefine ulaşamadığımız ana karakter ve anlatıcı 15 yaşında, iki kere ameliyat geçirmesine rağmen hâlâ dizindeki kemik vereminden mustarip olan bahtsız bir genç bir delikanlıdır. Doktoru tarafından ona tekrar ameliyat olması tavsiye edilir ama bu ameliyat oldukça risklidir. bacağını kaybedebilir. Bu haberi annesinden saklayıp başka bir doktora görünür. Sonradan göründüğü doktordan açık hava ve sağlam bir dinlenme tavsiyesi alması üzerine yaz tatilini uzaktan akrabası bir paşanın Erenköy'deki köşkünde geçirir. Köşkteki günlerinde paşanın kızı ve aynı zamanda çocukluk arkadaşı Nüzhet'e karşı bir takım duygular beslemeye başlar. Roman, Erenköy'deki bu köşkte, bu duyguları ve hastalığıyla mücadele etmeye çalışan anlatıcıyı ve sonrasında başına gelenleri aktarır.

Fakat zannediyorum ki, bunları ne kadar gizlemeye çalışırsam çalışayım, Nüzhet hepsini anlıyor. Öyle ise bunları gizlemek faydasızdır, söylemek de faydasız; bu iki şeyden başka bir şey yapamayacağım için bunalıyorum.

Yorumum

112 sayfalık incecik bir roman olmanın yanı sıra Peyami Safa'nın olayın içinde çeken üslubu ile de bir günde kolaylıkla bitirilebilecek bir kitap. Psikolojik türde olduğunu zaten söylemiştim, psikolojik olmasından dolayı nispeten ağır bir dili var. Yazarın belki de en popüler kitabı olmasını okuduktan sonra çok haklı buldum, diğer kitaplarına da bakma isteği uyandırdı içimde. 

Hakikati seviniz, o da sizi sever; hakikati arayınız, o da sizi arar ve üstüne yalan Çin setleri gibi kalın duvarlar örsün, altında kalan hakikat bir ince iniltiyle, bir hafif rüzgâr dalgasıyla, herhangi bir küçük işaretle mevcudiyetini bildirir: "Buradayım!" der.

Kitapta en çok hoşuma giden şey anlatılanların oldukça gündelik, sıradan ve basit şeylermiş gibi -belki de öyledir- anlatıldığı halde insanın içindeki derin hisleri ve düşünceleri, fikirleri, reddettiği benliğini, kabullenmek istemediklerini ve kabullenmek zorunda kaldıklarını, elinde olup değiştirebildiklerini ve değiştiremediklerini, elinde olmadan yaşamak durumunda kaldıklarını ve daha nicesini ama kısacası insan olmaya ve insanlığın getirilerine değinilmesi oldu. Okuduktan sonra dehşet beğenilmese dahi yine de az biraz da olsa hoşa gidecek bir kitap olduğunu düşünüyorum

Kendimi çok sevdiğim an, kendime çok acıdığım an.
Beni yalnız bu koruyor: Bu aşk, bu merhamet.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Edebiyatımızdaki İlk Batılı Öykü Küçük Şeyler

Kan Donduran Bir Katil: Koku Kitap İncelemesi

Danimarkalı Kız Film İncelemesi

Doğmamış Çocuğa Mektup Kitap İncelemesi

Yürüyen Şato Film Yorumu