Hayvan Çiftliği Kitap Yorumu
George Orwell
Yakın bir tarihte ölümünün üzerinden geçen 70. yılın dolması ile birçok yayınevinin kitaplarını üçer beşer bastığı George Orwell diye bilinen Eric Arthur Blair, İngiltere'nin sömürgelerinden olan Hindistan'da, 1903'te doğdu. Kendi hayatında edindiği tecrübeleri kitaplarını oldukça etkiledi. Eserlerindeki sosyal adaletsizliğe ve totalitarizme karşı duruş imzası haline gelmiş, 20. yüzyıl İngiltere'sinin edebiyat alanında önde gelen isimlerinden olmuştur. Özellikle 1984 isimli kitabındaki Büyük Birader (Big Brother) kavramı ve Büyük Birader seni izliyor (Big Brother is watching you) ile Hayvan Çiftliği adlı eserindeki Bütün hayvanlar eşittir ama bazı hayvanlar daha eşittir (All animals are equal but some animals are more equal than others) replikleri ile ünlüdür.
Hayvan Çiftliği
George Orwell'in sondan ikinci kitabı olup 1945'te yayımlanan Hayvan Çiftliği, her şeyden önemlisi alegorik bir eser yani kitaptaki ögeler gerçek hayattan bir şeyleri temsil ediyor. Yazıldığı tarihlerde dünya genelinde büyük etkisi getiren komünizm ve Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği'nin ele alındığı ve eleştirildiği bu kitap, günümüzde çok ünlü ve dünya genelinde kesinlikle okunması kitaplardan birisi olarak geçse de bir süre basılamamış. Hükümetin yandaş durduğu bir ülke olan Sovyetler Birliği ile ilgili karşıt görüşlü bir kitabı basmak, İngiltere hükümetine karşıt görüşlü bir kitabı basmaktan, en azından o dönemin İngiltere'sinde daha zor olduğu için yayınevlerinin kendisini reddettiğini George Orwell'ın kendisi söylüyor.
İnternet kitapla ilgili karakter, olay, davranış ve daha nicesinin analizleriyle doluyken eninde sonunda aynı şeyi tekrar edenler kervanına katılanlardan olmak istemiyorum açıkçası. Bu yüzden kitapla ilgili "inceleme"den çok yorum yapmaya çalışacağım. Öncelikle kitabın size apayrı bir bakış açısı, daha önce düşünmediğiniz şeyler yahut aydınlanma getireceğini düşünüyorsanız ya büyük yanılıyorsunuzdur ya da yakın tarih konusunda ciddi eksikliği olan birisisinizdir. Bunu derken amacım kitabı mükemmel bulanları ya da kitabı okurken gerçekten bir şeyler öğrenenler falan aşağılamak değil asla. Çünkü durum ikincisiyse zaten bir yerden öğrenmeye başlamak lazım ve Hayvan Çiftliği alegorik bir hikaye oluşuyla akılda tutucu bir şekilde öğrettiğinden başlamak için gayet uygun bir kitap -elbette ben bilgi birikimiyle de en azından bi tekrar okumayı öneririm. Ha ama durum şayet ki ilkiyse, onlara da aslında neden karşı çıkmadığımı biraz daha detaylı açıklamam gerek.
İnsan üretmeden tüketen tek yaratıktır. Süt vermez, yumurta yumurtlamaz, sabanı çekecek gücü yoktur, tavşan yakalayacak kadar hızlı koşamaz. Gene de tüm hayvanların efendisidir.
Kitabın 1945 yılında, Sovyetler Birliği hâlâ varken ve hatta daha zirve günlerini bile yaşamamışken yazıldığını unutmamak gerek. Süper güç olan bir ülke hakkında böyle tutarlı ve öngörülü tahminler yapmak azımsanacak bir başarı değil. Bu yüzden kitabın ününün ve sevilmesinin tamamen hak ettiği bir şey olduğu kanaatindeyim. Benim yanlış bulduğumsa günümüzde, Sovyetler Birliği yıkılalı, komünizm denemesi başarısızlığa uğrayalı yıllar olmuş, artık herkes bu denemenin nelerle sonuçlandığını ve Sovyetler Birliği'nde nasıl bir manipülasyon ve totaliterlik örneği olduğunu zaten biliyorken bu kitabı okuyup da sanki kitabı okudukları için bunları öğreneceklermiş gibi davranılması. Daha basit bir şekilde söylemek gerekirse bu kitabın yeni bir perspektif kazandırdığını ya da bilmediğimiz şeyler kattığını savunan biri bunları bilmemek için toplumdan bihaber yaşamak gerektiğinden aklımızla alay ediyormuş gibi geliyor.
Snowball, “Duygusallığa gerek yok, yoldaş!” diye bağırdı. “Savaş, savaştır. En iyi insan, ölü insandır.”
Aklımızla alay eder gibi bulduğum bir şeyi paylaştıktan sonra gidip her yerde duyduğunuz kitapla ilgili spoiler olmayan bilgileri vermeden geçilen kısa özeti geçmem açıkçası gidip de bu sefer benim aklınızla alay etmem gibi duracağından bundan kaçınıyorum. Genel anlamda kitapla ilgili kulak duyumlarınız arasında sizin hayal kırıklığına uğramanıza sebebiyet verecek ya da yanlış olduğunu düşündüğüm bir şeyler olduğunu sanmıyorum, en azından ben denk gelmedim.
Özgürlüklerini savunmayanların ödedikleri bedel ağırdır.
Yine de kitapla ilgili genel duyumlar harici bir şeyler söylemem gerekirse bu, bize bir aydınlanma yaşatmayacağına inandığım halde kitabın kesinlikle okunması gerektiğini düşünmemdir. Nedenlerine gelirsek, öncelikle yukarıda da bahsettiğim gibi, bizim sadece tarih olarak bildiğimiz, özellikle o dönemde yaşamamış kişiler için kitaplarda kalmış olayları anlattığından bunu bir roman olarak okumak hem akılda kalıcılığı açısından hem de kitap arası bilgilikten çıkarmak için gayet iyi bir yöntem. İkincisi, 1945 yılında yazılıp böylesine iyi tespitlerde bulunan ve harika bir alegori olduğunu reddedemeyeceğimiz bu kitap sırf edebi değerinden dolayı bile okunabilir. Son olaraksa sosyal varlıklar olduğumuz gerçeğini kabullenip daha dile getirilmeyen bir noktaya parmak basarak kitabın popülaritesinden ve artık entelektüel ortamlarda zaten okunmuş sayılacağından dolayı dışlanmamak ve sosyal çevrelerde sırıtmamak için de okunmalı. Şahsen ben okuyarak hiçbir şey kaybedeceğinizi düşünmüyorum.
Tanrı bana sinekleri kovayım diye bir kuyruk vermiş; ama keşke sinekler de olmasaydı kuyruğum da.


Yorumlar
Yorum Gönder