Salinger Üçlemesi
Bu yazıyı tam olarak nasıl yazacağımı bilmiyorum çünkü çok önceden okuduğum kitapların da eleştirisini içeriyor ama yine de üstüne konuşmazsam rahat hissedemeyeceğimi düşündüğüm için yazma isteği duydum. Yazı, J. D. Salinger'in üç kitabı hakkında olacak: Franny ve Zooey, Dokuz Öykü, Çavdar Tarlasında Çocuklar. Aynı zamanda üstünkörü biçimde Amerikan edebiyatından da bahsedeceğim.
Amerİkan Edebİyatı
En kapsayıcı konu bu olduğu için yazıya Amerikan edebiyatı hakkındaki genel düşüncelerimle başlamak istedim. Bir edebiyat öğrencisi değilim, son zamanlarda hamlasam da sadece edebiyatla ilgilenen biriyim. Yorumlarımı buna göre yapıyorum. Öncelikle, ben Amerikan edebiyatı ile barışamıyorum arkadaş. Asla keyif alamıyorum. Sürekli yavan ve sığ bir tat alıyorum. Tüm eserlerini (şiirlerini ve öykülerini) okuduğum bir tek Edgar Allan Poe var ama onun da eserlerinin asla abartıldığı övgüyü hak etmediğini düşünüyorum. Okurken keyif aldım mı, evet aldım ama gözlerimden kalpler çıkarak Poe diyecek kadar değil. Steinbeck'i (İnci) anadilinde okuduğum halde kitap bana öyle geçmedi. Hikaye kendiliğinden sanki basitleştirilmiş baskı gibiydi. Bu çoğu Amerikan öyküsü ve romanında hissettiğim bir duygu. Şimdiye kadar Amerikan edebiyatı içerisinde okuyup da gerçekten beğendim diyebileceğim tek eser Damızlık Kızın Öyküsü, biraz da Fahrenheit 451 oldu. Onların da öne çıkan özellikleri yazılış biçimleri değil distopik kurguları. Tabi ki de halen daha Amerikan edebiyatı konusunda kendimi geliştirmem gereken noktalar var. Bülbülü Öldürmek, Muhteşem Gatsby, Yaşlı Adam ve Deniz gibi nice klasiği okumadım. Belki onlara şans verdikten sonra fikrim değişir. Ama şu an genel kanım Amerikan edebiyatının yavan ve demeye dilim varmasa da başarısız olduğu yönünde.
J. D. Salİnger
J. D. Salinger hakkında söyleyeceğim çok bir şey yok. Kendisi Yahudi asıllı. II. Dünya Savaşı'na katılmış. Hemingway'le bu süreçte tanışmış, arkadaşlık yapmış. Daha münzevi bir hayat sürmüş, çektiği ilgiden hoşlanmamış. Çavdar Tarlasında Çocuklar'da kendi gençliğinden esinlendiğini söylüyor. Belli bir yaştan sonra Zen Budizmine ilgi sarmış. Bu ilgisini özellikle Franny ve Zooey'de de görüyoruz. Kendi yazdığı Glass ailesini çok sevmiş, onlar hakkında bir sürü öykü yazmıştır. Franny ve Zooey de Glass ailesindendir.
![]() |
| J. D. Salinger |
Franny ve Zooey
En yeni okuduğum kitabı Franny ve Zooey olduğundan ve yazma güdümü bu kitap kamçıladığından yazıma bu eserle başlıyorum. Franny ve Zooey, kimileri ölmüş yedi çocuklu bir ailedeki iki kardeş. Ölmüş en büyük kardeş Seymour hakkında biraz bahsetmek gerekiyor çünkü hem bu eserde hem de başka eserlerde önemli yer tutuyor. Kendisi en büyük kardeş olmanın yanı sıra ailenin entelektüel lideri. Herkesin özendiği ve akıl danıştığı, yokluğunu kabul edemediği biri. Franny ise daha 20 yaşında bir üniversite öğrencisi. "Hacının Yolu" adlı bir kitabı erkek arkadaşı Lane'e söylediği yalana göre üniversitede bir hocasının tavsiyesi üzerine kütüphaneden almış olsa da aslında Seymour ile diğer ağabeyi Buddy'nin aile evindeki eski odasında Seymour'un masasında bulup alıyor. Kitabı bulup okuduktan sonra derin bir varoluşsal krize giriyor. Kitapta geçen ve kesintisiz tekrar edildiğinde kalbin ritmiyle birleşip insanı tanrıya ulaştırdığına inanılan İsa'nın Duasını sürekli içinden mırıldanmaya başlıyor.
Bu ruhsal çöküntü ve duayla karışık hezeyan hali onun kitabın birinci kısmı olan Franny'de sevgilisi Lane'e karşı garip davranmasına sebep oluyor. Üniversite hocalarının, arkadaşlarının hatta sevgilisi Lane'in yüzeysel, kibirli ve gösteriş meraklısı hallerine dayanamaz hale geliyor. Sevgilisini bile oldukça sığ ve yavan bulur, onunla geçirdiği vakitten keyif almaz. Kimse onun kadar derin düşünemiyordur ve onu anlamıyordur. Ama o da karşı tarafın ilgilerine kulak vermez. Lane, Flaubert hakkında bir makale yazmış olsa bile oralı olmaz. Açıkçası Franny'nin buradaki halleri bana çok ikiyüzlü geldi. Kendisini üstten görmesi ve anlaşılmak istemesi ama karşı tarafı anlamak için onun hiçbir çaba sarf etmemesi beni itti. Kızın bir çeşit hezeyan içinde olduğunu ve bu yüzden bu şekilde davrandığını anlayabiliyorum ama yine de soğumadan duramıyorum. Yemek boyu duayı sürekli içinden tekrar ettiği için (Lane'i dinlemek yerine) stres ve uykusuzluğun yanı sıra hiçbir şey yiyemez, nitekim Lane'leyken yoğun anksiyete sonucu bayılır. Birinci kısım böyle biter.
Lane'i dinlemediği ve kendi derdine odaklandığı için Franny'e kızsam da Lane'in de çok dinlenecek bir yanı olduğunu düşünmüyorum. O da kibirli ve kendini beğenmiş biri, tek derdi kendi yaptıkları ve başarıları. Franny karşısında fenalaştıkça, evet endişelense de düzgün bir tepki vermiyor, halen daha kendisinden bahsetmeye devam ediyor. İyi bir sevgilinin Lane'i dinlemesi gerektiği gibi yine iyi bir sevgilinin fenalaşan Franny'e de daha fazla özen göstermesi gerekirdi. Zaten sonrasında Lane hakkındaki düşüncelerimin benzerlerini Zooey de dile getiriyor.
Kitabın Zooey kısmı abileri Buddy'nin dört yıl önce Zooey'e yazdığı bir mektupla başlar. Mektup uzunluğuna oranda çoğunlukla önemsizdir -en azından bence- ve tek gerekli kısmı Buddy'nin Seymour'la çocuk yaştaki Franny ve Zooey'e yükledikleri ağır Doğu felsefeleri, dinler tarihi, tasavvuf ve mistisizm yükünü yıkmalarından duyduğu pişmanlığıdır. Kitabın ana teması olan din/felsefe/mistisizm konularını ele alış da gerçek anlamda bu mektupla başlar.
Tam bir hiçkimse olacak cesaretim olmamasından usandım. Kendimden de, bir çeşit ses getirmek isteyen herkesten de usandım.
Sonrasında Zooey'in anneleri Bessie ile uzun bir sohbete dalar. Ben maalesef ki bu kısımdan da çok sıkıldım. Bu sohbetin kitaba hiçbir hizmet etmediğini düşünüyorum. Muhtemelen karakterleri daha iyi tanımamız ve daha iyi empati yapabilmemiz için konulmuş ama bana sadece laf salatası olarak geçti, ne kendimi onları daha iyi tanıyor bulabildim ne de daha iyi empati yapabildim.
Kitabın esas kısmı burada, Zooey banyodan çıkıp salona Franny'nin yanına gidince başlıyor. Okurken kitabın tam da bu kısmı aktarmak için yazılmış olduğunu hissedebiliyorsunuz ki bu bence bir edebi eser için büyük zayıflık. Kimse Franny'nin derdini çözemezken ne hikmetse Zooey şak diye tespit ediyor. Meğerse Zooey de Hacının Yolu'nu okumuş. Bunun üzerine Franny ile dini ve spiritüel, biraz da felsefik derin bir konuşmaya giriyorlar. Kitabın tüm olayı bu konuşmada yatıyor. Salinger bizi dini ve felsefik sorgulamalara itmek istemiş. Derin ama bana hiç derin gelmedi bu konuşma. En fazla lise seviyesindeyken düşünülecek ve savunulacak argümanlarla konuştular. Amacı felsefik hareketlenme uyandırma olan bir kitap için fazla ilkel düşünceler vardı. En son kendi başına Franny ile başa çıkamayan Zooey, telefondan arayarak abileri Buddy'i taklit eder ve Zooey'i bu şekilde iknaya çalışır. Zooey durumu çok geçmeden ayıksa da bu sefer ahizeden gelen öneriler niyeyse ona mantıklı gelir. Abisinden onun dindarlığının aslında neden sahte olduğunu, yaptığı her şeyi İsa için yapması gerektiğini duyar ve bu onda sonunda hezeyanlarının bitmesini sağlayarak bir rahatlama yaratır. Kitap da bu huzurla biter.
"Allah kahretsin, dedi, "dünyada hoş şeyler de var - hakkaten hoş şeyler yani. Hepsini birden ıskalayacak kadar da salağız biz.
Telefon görüşmesinde verilen fikirlere katılmıyor değilim ki verilen iki fikri kısaca özetlemek gerekirse: İlkinde Zooey, Franny'nin herkesi kibirli bulurken aslında kendisinin kibre kapıldığını söylemektedir. İkincisinde çocukluklarında katıldıkları televizyon programındaki bir Şişman Kadın örneği üzerinden alegori yapılır. Programa katılırlarken aslında var olmayan Şişman Kadın için ayakkabılarını boyamalılardır. Şişman kadın ise aslında var olan her şeydir ve İsa'nın ta kendisidir. İlk fikirde Franny'nin dehşet bir kibirde olduğunun ben de farkındayım ve ikinci fikirdeki var olan her şeye göre davranmak gerekliliğini de destekliyorum. Ama bu fikirleri tespit biçimleri, Eureka anları o kadar basit ve ilkel bir şekilde yazılmıştı ki. Gerçekten daha küçük yaştaki insanların bile akıl edebileceği ve varabileceği çıkarımlardı, dile getiriliş biçimleri de öyleydi. Belki küçük yaşta okusaydım kitaptan etkilenirdim ama bu yaşta bana hiç mi hiç dokunmadı.
Kitap aynı zamanda ince olmasına rağmen akıcı da değildi. Hikaye ve karakterler kendine çekmedi. Verilen mesajlar tekrara düşmüş gibi hissettirdi. Zaten dediğim gibi ayrıca basitti. Ben asla okunmaya değer bir kitap olduğunu düşünmüyorum. Belki ortaokul/lise başı dönemlerinde okunursa keyif alınabilir. Okumak için tek sebep Salinger seviliyorsa birçok eserinde ele aldığı Glass ailesini daha çok tanımak olabilir.
Bu yazıda bahsedeceğim diğer iki kitabı yıllar önce okudum (Çavdar Tarlasında Çocuklar'ı dört, Dokuz Öykü'yü iki yıl önce). Bu yüzden o kitaplar hakkında detaylı şeyler söyleyemeyeceğim, sadece aklımda kaldığı kadarıyla yorum yapacağım. Ama ikisinden de bahsetmek istiyorum ki neden sadece Franny ve Zooey'i değil de J. D. Salinger'i sevmediğimi güzelce açıklayabileyim ve kitaplar hakkındaki düşüncelerim genel olarak Amerikan edebiyatı hakkında düşüncelerimle uyuştuğu için onları örnek gösterebileyim.
Çavdar Tarlasında Çocuklar
Kitapla ilgili ilginç bir bilgiyle başlamak gerekirse kitap ülkede uzun yıllar Gönülçelen olarak bilinmiş çünkü başlangıçta İngilizce orijinalinden değil Fransızca L'Attrape-coeurs olan versiyonundan çevrilmiş. Belki bilinen bir bilgidir ama yaşım Gönülçelen haline yetmediği için duyunca beni çok şaşırttı. Kitap birçok ülkede ve bazı ABD okullarında yasaklanmış ama aynı zamanda çok da tutmuş. Öyle ki bir dönem ABD'de en fazla yasaklanan ama kamu okullarında da en çok okutulan ikinci kitap olmuş.
Bu kitapta da en büyük sıkıntım bana basit gelmesiydi. Dört yıl önce okumama rağmen, daha yeni 18'ken yani, ele aldığı düşünceler ve bunları ifade ediş biçiminde hiçbir derinlik bulamamıştım. Üstelik olay örgüsü de sıkıcıydı ve merak uyandırmıyordu. Ana karakter, kendini ermiş, hayatın sırrını bulmuş ya da diğerlerinden çok farklı, bir şekilde marjinal zanneden ve oldukça itici bulduğum bir tipti. Franny ve Zooey'de olduğu gibi yine verilmek istenen güzel bir mesaj var aslında ama bu mesajı vermek için bize sunduğu karakterler ve hikaye ilgi çekici değil, veriş biçiminden dolayı da mesaj bayağı kaçıyor. Amerikan edebiyatından okuduğum eserlerde de hep bu duyguyu hissediyorum: Evet, verilmek istenen güzel bir mesaj var ama bu mesajı 13 yaşındayken çoktan düşünmüş olmamın yanı sıra bu mesaj bana oldukça sıkıcı bir hikaye ve ilgi çekmeyen karakterlerle veriyor.
Dokuz Öykü
Açıkçası Çavdar Tarlasında Çocuklar’ı okuduktan sonra tekrar J. D. Salinger okumayı düşünmüyordum. Ama Dokuz Öykü'yü tamamen kendi isteğimle aldım. Çünkü izleyip çok sevdiğim bir anime olan Banana Fish bu kitaptaki Muz Balığı İçin Mükemmel Bir Gün adlı öyküden esinlenilmişti. Bu öykü aslında Franny ve Zooey'de gördüğümüz ölü abi Seymour'un intiharını anlatıyor. O yüzden Franny ve Zooey'i okumuşlar için oldukça tamamlayıcı bir öykü. Kitabın ayrıca ikinci hikayesi "Sarsak Dayı Connecticut'ta"da Glass ailesinden Walt Glass'ı özlemle anan Eloise'ın hikayesini görüyoruz. Beşinci hikayede Boo Boo Glass'ın çocuğuyla ilgili bir öykü karşımıza çıkıyor. Bunlar da yine Franny ve Zooey'deki hikayeyi tamamlıyor.
İkinci öykü olan Sarsak Dayı Connecticut'ta sinemaya da My Foolish Heart adıyla aktarılmış ama Salinger uyarlama adı altında kurgusunun çokça değiştirilmesinden büyük rahatsızlık duyup bir daha asla bir eserinin uyarlanmasına izin vermemiş.
Bu kitabı diğer iki kitabın aksine beğendim. Romanın aksine hikaye türünde kurguyu uzatacak vaktin olmamasından ötürü karakterlerin sadede hızlı gelmesi hikayenin sıkıcılaşmasını ve baymasını engelliyor. Ayrıca hikayelerde anlatılan kurgular gerçekten ilginç, olay örgüsü ilgi çekici.
"Ben Tanrı olsaydım, ben de istemezdim insanların beni duygusallıkla sevmelerini. Hiç güvenilir olmayan bir şey bu."
Özetleyecek olursak ben J. D. Salinger okumaktan keyif almıyorum, üç şans verdikten sonra tekrar bir şans daha vereceğimi de sanmam. Ama bu keyifsizliğin aynısını genel olarak Amerikan edebiyatı için de duyuyorum. Yine de Amerikan edebiyatına daha şans vermem dediğim noktaya gelmedim, hala okuyacağım eserler var, ardlarından yorum yapmam lazım. Her şeye rağmen tercih şansım olunca Amerikan edebiyatını seçmemeyi tercih ediyorum.
.jpg)



Yorumlar
Yorum Gönder